Tarih İçinde Konya (1)

8 dakikada okuyabilirsiniz


Tarih İçinde Konya
Tarih İçinde Konya

Tarih İçinde Konya (1)

Konya

       ” Konya, bozkırın tam çocuğudur. Onun gibi kendini gizleyen esrarlı bir güzelliği vardır. Bozkır kendine bir serap çeşnisi vermekten hoşlanır. Konya’ya hangi yoldan girerseniz girin sizi bu serap vehmi karşılar. Çok arızalı bir arazinin arasından ufka daima bir ışık oyunu, bir rüya gibi takılır. Serin gölgeleri ve çeşmeleri susuzluğumuza uzaktan gülen bu rüya, yolun her dirseğinde siline-kaybola büyür, genişler ve sonunda kendinizi

         Selçuk Sultanlarının şehrinde bulursunuz.  Dışarıdan bu kadar gizlenen Konya içinden de böyle kıskançtır. Sağlam ruhlu kendi başına yaşamaktan hoşlanan, dışarıdan gösterişsiz, içten zengin Orta Anadolu insanına benzer. Onu yakalayabilmek için saat ve mevsimlerine iyice karışmanız lazımdır. Ancak o zaman çeşmelerinden akan Çarbağ sularının teganni ettiği sırrı, zengin işlenmiş kapıların ardından sırmalı çarşafı içinde çömelmiş eski zaman kadınlarını andıran Selçuk abidelerinin büyüklük rüyasını, türkü ve oyun havalarının hüznünü ve bu oyunların ten yorgunluğunu duyabilirsiniz. Konya insanı ya bir sıtma gibi yakalar, kendi âlemine taşır, yahut da ona sonuna kadar yabancı kalırsınız. Meram Bağlarının tadını alabilmek için ona yerli hayatın içinden gitmek lazımdır. Konya tıpkı Mevlevilik gibi bir nevi initiation ister….”

Ahmet Hamdi Tanpınar

(Beş Şehir)

İconium (Konya), adını binlerce yıldır sürdüren Orta Anadolu Bölgesinin en eski yerleşim merkezlerinden biridir. Son kazılar Milattan Önce 2000’lere kadar uzanan yerleşmelerin izlerini ortaya koymuştur. Anadolu’nun doğu ve batıyı birbirine bağlayan konumu, yörede sürekli, değişken ve üstüste gelişen bir kültür süreci hazırlamıştır.

Kent merkezinde bulunan ve bir höyük olan Alaeddin Tepesi’nde 1944 yılında yapılan arkeolojik kazılarda çok miktarda Frig seramiklerine rastlanmıştır. Kentte çoğu temel kazıları sırasında ortaya çıkan buluntular, 2700 yıl önce başladığı varsayılan Frig iskanından sonra yerleşmenin boş bırakılmadığını, Konya’nın Anadolu ile birlikte Romalıların eline geçmesiyle, Likonia bölgesinin Iconium adıyla bilinen önemli bir şehir haline geldiğini ortaya çıkarmıştır (TER, Ü., ÖZBEK, O., 2005).

Konya
Konya Alaeddin Tepesi

Konya, Orta Anadolu steplerinin güneyinde, topografik şartlarının uygunluğu sebebiyle, en eski yol şebekesinin içinde yer almıştır.  Anadolu’yu çaprazlama kateden eski yol, Osmanlılar zamanında Bursa’nın ekonomik bir merkez olarak yükselmesinden sonra büyük bir önem kazanmıştı.

Bursa’dan başlayıp Kütahya-Karahisar-Akşehir-Konya-Adana’dan geçerek, Halep ve Şam’a ulaşan bu yol aynı zamanda, Konya’yı başta merkez İstanbul olmak üzere diğer Osmanlı şehirlerine bağlıyordu. Suriye’den Anadolu’ya gelen bir başka ticaret yolunun geçtiği Kayseri-Aksaray üzerinden Konya’ya bağlantılı idi.

Osmanlıların Arap ülkeleri ile ilişkilerini sağladıkları bir başka yol da, Antalya-Alanya deniz yolu idi. Anadolu’nun yükte ağır ticari malları, karadan Antalya’ya getirildikten sonra, denizden İskenderiye’ye ve oradan çeşitli yönlere taşınıyordu. Antalya yolunun denetimi, Karaman Eyaleti ve dolayısıyla Konya tarafından yapılıyordu. Kısaca Konya, ticaret ağı içinde, hemen hemen her yönden gelen yolların geçtiği bir transit merkezi idi. Tarihi perspektif içinde, bu yollardan hangisi önem kazanmışsa, Konya o yönden gelen-giden mallara bir bakıma antrepo görevini görüyordu.

Konya
20.Yüzyıl Başında Konya’nın Genel Görünümü

“Pergamon’dan Bergama’ya – Pergamon Asklepıon (Asklepıeıon) Kutsal Alanı” adlı köşe yazımızı okumak için TIKLAYINIZ…

18 Temmuz 1897 (17 Safer 1315) tarihinde Konya’ya bir seyahat yapan Ahmed Tevhid, “günlük” şeklinde tuttuğu gezi notlarında şehri şöyle tarif eder:

  “Konya vasi ve dağınık bir şehirdir.  Etrafında bulunan bağlar hemen şehir ile ittisal peyda etmiş olduğundan mürtefi bir mahalden bakılacak olsa, şehir ovanın şimalinde yeşil bir çelengin kurdele mahallini ve civarındaki bağlar da çelengin muhitini teşkil ettiği görülür…”

Bu tasvir üç yüz yıl öncesi için de aynen yapılabilir. Zira, o devre ait siciller, şehrin etrafındaki bağların, şehirli tarafından yerleşme bölgesi olarak kullanıldığını ve giderek şehrin, çevresine doğru yayıldığını gösteren belgelerle doludur. Örneğin; Doğuda Kumköprü bağları, Kuzeyde Hoca Fakih Sille bağları; Batıda Hoca Cihan, Tahirler, Köyceğiz ve Meram bağları şehre çok yaklaşan yeşil bölgelerdir  (ERGENÇ, Ö., 1973., s. 30-35).

Meram’da ne bağ kaldı ne bağban artık. Dutlu Kırı Bağları, Kum Bağları, Hocacihan Bağları, Meramdere Bağları ve nihayet Meram Bağları birer nostalji  oldular. Bazen Meram Bağları’na nasıl gidilir diye soran yabancılara rastlarım. Onlara derim ki; gidince Meram’a bağ aramayın, şaşırmayın görmez iseniz. (Kaynak)

Meram Bağları, Konya / 1914 – Kaynak

Selçuklu Döneminde Konya ve Tarihsel Kent Merkezi

Konya fethedildiği zaman şehir Alaaddin Tepe’sini çevreleyen surların içindeydi. Şehir surları tamir edildikten sonra tepenin kuzey eteğine saray, orta kesimine Ulu Camii (Alaeddin Camii) yapılmıştır. Yapı kalıntılarına göre tepenin kuzey tarafının Müslüman Türklere, güney tarafının ise Hıristiyan halka ayrılmış olduğu söylenebilir.

Selçuklu Sarayı yıkıntıları ve Alâeddin Keykubad Camii – Kaynak

Konya tarihi ile ilgili belgeseli izlemek için tıklayınız…

Türklerin bölümünde saray, hükümet, medrese, mescid, han, kahve ve hamamlar yapılmıştı.  Hıristiyan mahalleleri ile Türk mahalleleri arasında bir duvar vardı (Minyatür 1).

Hızla büyüyüp surların dışına genişleyen şehir, I. Alaeddin Keykubat tarafından (1221) daha geniş bir surla çevrilmiştir. Surların planlaması ve inşasında bizzat sultan ve emirleri görev almış, antik heykel ve kabartmalar adeta sergilenircesine surların ve kapıların üzerinde kullanılmıştır (TUNÇER, M., 2006, S.39).

Minyatür 1.  Konya Şehri Tasfiri

Charles Texier, bu surlar üzerinde her 30 metrede bir olmak üzere 108 kule yapıldığını, hepsinin üzerinde yaptıran vezir veya emirin adının yazıldığını belirtir. Bunun dışında derin bir hendek vardı. Surların üzeride geçit için kapı hizasında köprüler bulunuyordu. Surlardan dışarıya 12 kapı açılıyordu. Bu kapılardan dördünü bizzat sultan yaptırmıştı (KARPUZ, H., 1996).

Konya Surları Üzerinde Giriş Kapıları (Temsili çizim) – Kaynak

Diğerleri Aksaray, At Pazarı, Debbağlar, Ertaş,  Fahirani, Halka Beguş, Meydan, Çeşme Kapısı adları ile anılıyordu. Bu isimler zaman içinde değişmiş olmalıdır.

Bu kapıların bazıları XIX. yüzyılın başına ait Leon de Laborde’un gravürlerinde açıkça görülmektedir. Dış surlara batı tarafta yeni bir İç Kale yapılmıştır. Dış kalenin bu bölümü Zindan Kale olarak adlandırılmıştı.

Dış Kal’a Osmanlı Döneminde etkinliğini yitirmiş olmakla beraber yine de XIX. yüzyıla kadar sağlam kalmıştır. 1867 yılı yangınından sonra tekrar yapılan Kapı Camii ile Aziziye camii inşaatında Kal’a taşları kullanılmıştır. Kalenin son kalanları da 1887 yılında yapılan Konya Hükümet Konağı yapımında kullanılmıştır.

Böylece 12 kapısı ve 140 burcu olan görkemli Konya Kal’ası tamamen silinmiş, bedenlerini süsleyen figürlü taş kabartmalardan bazıları Konya müzelerine kaldırılmıştır (TUNÇER, M., 2006).

Kent, XVI. yüzyıldan sonra bu surların dışına taşarak dört yönde hızla gelişti. Özellikle, kuzeydoğuda Araplar, Sedirler; doğuda Türbe, güneyde Uluırmak, Lalebahçe, batıda Havzan ve Meram’a yayılmıştır.

Selçuklu Döneminde ticaret alanları ve çarşılar hakkındaki bilgiler sınırlıdır. Çarşıların kontrolünü İğdiş adı verilen görevliler yapıyordu. XIII. yüzyılın sonlarına doğru bu görevi Ahilerin yaptığını biliyoruz. Hayvan, mamül mallar ve tarım ürünleri surların dışında kapılara yakın pazarlarda satılıyordu. XIII. yüzyıla kadar çarşı, pazarlar Alaeddin Tepesi çevresinde iken, bundan sonra surların dışına taşınmışlardır. Buğday Pazarı kuzeyde, Kapan ve Odun Pazarı batıda, Bezezistan doğuda idi. Aksaray kapısı çevresinde ise at ve koyun pazarları bulunuyordu.

Selçuklu Konya’sında belirlenebilen önemli bir ticari merkez de ”Uzun Çarşı” dır (TUNÇER, M., 2006).

“Pergamon’dan Bergama’ya: Zeus Sunağı” adlı köşe yazımızı okumak için TIKLAYINIZ…

Konya Şehir Planı, (Kaynak : Tankut, G., Selçuklu Kenti)

Bu çarşının 1224’lerden itibaren var olduğu, Hatuniye Vakfiyesine dayanılarak  bilinmektedir. 

Selçuklu’lar Dönemi’nde çok önemli bir kültür merkezi olan Konya’da, bilimsel eylemlerin yoğunluğuna paralel olarak, pek çok mektep, darülhaffaz, darülhadis ve medrese açılmıştır. Bunlardan pek azı günümüze ulaşabilmiştir.

Yine o döneme ait darülhaffazların genellikle bir mescid ile  birlikte ve medreselerin bulunmadığı mahallelerde inşa ettirildikleri dikkati çekmektedir. Bu dönemde Konya’da inşa edilen medrese sayısı 25 olarak belirlenmiştir. Bu medreselerden; Altunaba bir bölümü ile olmak üzere, Sırçalı, Karatay ve İnce Minareli Medrese’ler belirli bölümleri dışında yenilenerek günümüze ulaşmışlardır.

İnce Minareli Medrese

En erken tarihli medrese İçkale’de inşa edilmiştir. Daha sonraki erken örneklere, şehrin doğu kesiminde, ticaret dokusu içinde rastlanmaktadır. Asıl yoğunluk ise kuzey-doğudadır. Tek yapı olarak inşa edilen medreselerin İç Kale etrafında, daha çok ana yollar üzerinde yer aldıklarını, konumları ve portal süslemeleri ile şehir içinde nirengi noktaları oluşturduğu söylenebilir.

Selçuklu Dönemi’nde varlığı belirlenen ve geç devre ait bir tahrir defterinde caminin yanında gösterildiği için İplikçi Camii Çevresinde olduğu kabul edilen “Bedesten” ’in, aslında dönemine ait her iki vakfiyede de “Cami” olarak zikredilen Şerafeddin Camii civarında olabileceğini, hatta Osmanlı Dönemine ait Bedesten’in de bu ilk yapı üzerinde kurulduğu kabul edilmektedir.

XIV. yüzyıl Konya’sında 16 hanın bulunduğu da çeşitli kaynaklardan elde edilen bilgiler arasındadır. Bu hanlardan bir kısmı, çarşı ve pazarlar içinde yer almaktaydı.

Şehir içi hanlarının bazıları, tüccar hanları görünümündedir. Bu hanlar, Eski ve Yeni Pazar çevresinde, Ağaç Pazarı ve Buğday Pazarı çevresinde, şehrin doğusunda bu günkü Gazi İlkokulu’ nun  bulunduğu kesimde ve ayrıca Karatay Medresesi çevresinde yer almaktaydı. 

Ağaç Pazarı (solda) ve Buğday Pazarı (sağda) (Kaynak : Karpuz, H., arşivi)

Çarşı içinde tüccarların kaldıkları hanların bazıları şunlardır: Şekerciler, Pirinçciler, Vezir Ziyaeddin, Bedreddin Yalman, Demre Hatun, Altın Apa. Alışveriş yapılan mekanlardan sadece Sahip Ata hankahının bitişiğindeki birkaç dükkan günümüze kalmıştır.

Bir sonraki yazımızda Konya geleneksel çarşı kesimi, Pazar ve zenaatkarların yer seçtiği mekanları ele alacağız.

Kaynaklar

BALKAN, M, “Tarih Yazıları”, 1

ERGENÇ, Ö., 1977, “Osmanlı Şehrinde Esnaf Örgütlerinin Fizik Yapıya Etkileri” , Türkiye’nin Sosyal ve Ekonomik Tarihi (1071-1920), I. Uluslararası Türkiye’nin Sosyal ve Ekonomik Tarihi Kongresi, Tebliğler, Hacettepe Üniv., Metaksan Ltd. Mat., Ank., 1980, S.107.

Eski Türkiye Fotoğrafları Arşivi (2) (3)

KARPUZ, H., 1996, “Konya Tarihi Kent Merkezinin Tarihi ve Fiziki Gelişimi”, Yayınlanmamış Araştırma, Konya.

TER, Ü., ÖZBEK, O., 2005, Kent Merkezlerinin Oluşumunda Alansal Gömülülük: Konya Tarihi Kent Merkezi, Gazi Üniv. Müh. Mim. Fak. Dergisi, Cilt 20, No 4, S. 527-536.

Tarih ve Arkeoloji WEB Sitesi, 4

TANKUT, G., 2007, Selçuklu Kenti, METU. 5

TUNÇER, M., 2006, “Tarihsel Çevre Koruma Politikaları: Konya”, Konya Büyükşehir Belediyesi, Kültür Yayınları : NO: 101, Aralık 2006.

Prof. Dr. Mehmet Tunçer

Çankaya Üniversitesi, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Öğretim Üyesi 

Paylaş:

Yorum Yap

Sizin tepkiniz nedir?

Komik Komik
0
Komik
Muhteşem Muhteşem
0
Muhteşem
Acıklı Acıklı
0
Acıklı
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Korkunç Korkunç
0
Korkunç
Şoke Şoke
0
Şoke