Onur Ünlü’den Yola Çıkıp Haluk Bilginer’i Alıp Polis’e Gidiyoruz

4 min


Türk Sineması’nın duraklama dönemi olarak adlandırabileceğimiz zamanlar yaşıyoruz. İzlediğimiz her filmin ilk sahnesinin sonunu ele verdiği yapımların kol gezdiği zamanlarda kendi adıma istisna sayabileceğim bir yönetmenden yola çıkarak bahsetmek istediğim bir film var!

Onur Ünlü 2000’li yıllarda Türk Sineması’nda yaptığı işlerle izleyiciyi düşündürmeyi amaçlayan, nevi şahsına münhasır bir yönetmen. Aynı zamanda Ah Muhsin Ünlü mahlasıyla yazdığı, ilk okunduğunda aslında ne demek istediğini çokça düşündüren şair bir yanı da var.

Durum böyle olunca filmlerinde, dizilerinde edebiyat ve felsefeye doyabilmek şansını buluyoruz.

Onur Ünlü’nün aykırılığı her kesimden kabul görmediğinden çokça eleştirildiği zamanlar olurken, takdir edildiği zamanlar da fazladır. Bazen umulmadık bir anda ortaya çıkan absürtlükler kimileri tarafından saçma bulunsa da bence Ünlü, çok kez yerinde ve zamanında kullandığı duygu geçişleriyle, seyirciye vermek istediği mesajı ustaca iletebilen bir yönetmen. Bunun en bilindik örneği olan Leyla ile Mecnun dizisini de andıktan sonra Haluk Bilginer ve Onur Ünlü iş birliğinin ilk örneği olan 2006 yapımı Polis Filmi’ne geçelim istiyorum.

Polis, Ünlü’nün ilk uzun metraj filmi. Başrollerde Haluk Bilginer ve Özgü Namal’ı bir araya getiren yönetmenimiz iyi polis kötü polis karşılaştırmasını yaparken ailesini korumak için uğraşan, aynı zamanda 63 yaşına gelmişken 23 yaşında bir kadına aşık olup kalbiyle başını belaya sokan bu da yetmezmiş gibi bir de sağlık sorunlarının çıkagelmesiyle köşeye sıkışan Musa Rami’nin çıkmazlarını gözler önüne seriyor.

Haluk Bilginer’in kendine has duruşu ve içine girdiği rolü kendince biçimlendirme yeteneğini her projesinde beğenerek izlerim. Polis rolünü de yine aynı ustalıkla bizlere yansıtmayı başarırken kah aşkından bir telefon kulübesinde yağmur altında ağlarken görüyoruz onu kah ailesini alıp gittiği piknikte dans ederken. Hem sevecen bir dede, hem çocukları için endişelenen bir baba, hem saf bir aşık hem de acımasız bir polisi tek bedende toplama yeteneği yine takdire şayan.

Filmin geneline bakacak olursak sahne geçişlerinde boşluklar ve birkaç kez tekrar edilen sahneler göze batsa da genel hikayenin akışına odaklandığımızda film izlenebilir hale geliyor. Özgü Namal’ın bazı tepkileri amatör kalıyor ve Musa Rami’nin büyük oğlu olarak izlediğimiz Sermiyan Midyat yer yer gereksiz görülebilecek çıkışlar yapıyor. Bunlar da ister istemez filme vereceğimiz geçer notu etkiliyor. Diğer yandan Musa Rami karakterinin yansıttığı beyefendilik ile çocuklarının davranışları arasında uçurumlar olması da bir dezavantaj sayılabilecek düzeyde. Bazı çocukların çok silik kalırken bazılarının ön plana çıkarılması bu kadar oyuncu israfı gerekli miydi? Sorusunu da sorduruyor.

Mesleğinde zirveye ulaşmış polis memurumuz meslekte kaldığı yıllar boyunca kendince birçok felsefe oturtmuştur. Musa Rami’ye göre: “Öldürmek kesin konuşmaktır. Oysa bir insanı tabancayla öldürmek teorik olarak mümkün değildir. Bundan ötürü işi sağlama almak ister, sıktıkça sıkarsınız kurşunları suçlunun üzerine. Herhangi bir şeyi ikiye bölerek sıfıra ulaşamazsınız. Her defasında daha küçük parçalar elde etseniz de hiç bitmezler. Bu nedenle tabancanın namlusundan çıkan kurşun hedefine ilerlerken katettiği mesafeyi ikiye bölerek ilerledikçe o kurşunun hedefi vurması teorik olarak imkansızdır.

Sermet Pembe 22 yaşında bir erkektir.

Ayrıca mezarcılar emekli olurken küreklerini gömmezler.”

Musa Rami’nin bakarken eridiğini hissedebildiğimiz kadına dönecek olursak bu güçlü adamı: “Ben aşkından intihar edenleri anlıyorum.” diye ağlatacak kadar etkili bir kadın. Aşkın yaşla, makamla, gururla ilgisi olup olmadığı konusunda bizi epeyce düşündüren bir ilişki izliyoruz. Öyle ki mesai arkadaşıyla dahi karşı karşıya kalıyor bu aşk uğruna. Acıdır ki Funda’ya karşı bir türlü kendini ifade edemiyor ana karakterimiz. Her şeyden ümidini kestiği anda son çare sadece kendini savunup bir kez olsun sevildiğini duymak için yalvaracak duruma geliyor.

“-Artık ne zaman biri sevgiden bahsetse elim tabancama gidiyor…

-Biliyorum beni kaba buluyorsun ama benim şiddete meyyalim vallahi dertten…”

Film müziklerinin uyumu tartışılsa da yer yer bu sahnenin çok lüzmu yokmuş aslında diye düşündürse de Onur Ünlü ve Haluk Bilginer’in ağırlığını hissedebildiğimiz bu film ısrarla olmasa da tavsiye edilir düzeyde.

Paylaş:

Sizin tepkiniz nedir?

Komik Komik
1
Komik
Muhteşem Muhteşem
3
Muhteşem
Acıklı Acıklı
0
Acıklı
Kızgın Kızgın
2
Kızgın
Korkunç Korkunç
0
Korkunç
Şoke Şoke
2
Şoke
Nazli Can Korkmaz
"Tel cambazı istiyordu ki dünya istediği gibi olsun. Bile bile aldanmaya vardırıyordu işi. Ama olmuyordu kendisi vardı."