Namık Kemal Kimdir? Osmanlı Aydını Olarak Önemi Nedir?

22 dakikada okuyabilirsiniz


Vatan ve Hürriyet şairi Namık Kemal

Namık Kemal Kimdir sorusunun cevabını verebilmek için onun gazetecilik ve yazarlık kimliğini anlamak gerekir. Vatan ve hürriyet şairi olarak bilinen Namık kemal 1840 yılında Tekirdağ’da doğdu.  Baba tarafından önemli devlet adamları yetiştirmiş bir aileye mensuptur. Babası Mustafa Asım Bey 3. Selim’in başmabeyincisi Şemsettin beyin oğludur.[1]

Vatan ve Hürriyet şairi Namık Kemal Kimdir

Annesini küçük yaşında yitirince çocukluğunu dedesi Abdüllâtif Paşa’nın yanında, Rumeli ve Anadolu’nun çeşitli kentlerinde geçirdi. Bu yüzden özel öğrenim gördü. Arapça ve Farsça öğrendi. 18 yaşında İstanbul’a babasının yanına döndü. 1863’te Babıali Tercüme Odası’na kâtip olarak girdi. Dört yıl çalıştığı bu görev sırasında dönemin önemli düşünür ve sanatçılarıyla tanışma olanağı buldu.

Tanzimat Fermanı’nın öngördüğü düzenlemelerin uygulamaya konulduğu yılda doğduğundan yeniliklerin ilk sonuçlarını görmekle beraber çocukluk yıllarına denk geldiği için olup biteni anlayamamıştı. Ancak daha on dört yaşındayken Kırım savaşı çıkmış, savaşın bütün olumsuzluklarını yaşamıştı. Arkasından Paris Antlaşması ile Osmanlı İmparatorluğunun Avrupa Büyük Devletlerinin güvencesine girerek hukuklarından yararlanma olanağını elde ettiğini öğrenmişti. Daha yirmi yaşında iken gazetelerde çıkan yazılarıyla kendisini tanıtmaya başlamış, yirmi sekizinde düzene ve imparatorluğu yönetenlere karşı büyük bir savaş başlatmıştı.[2]

Namık Kemal’in imparatorluğu yönetenlerle bu çatışmayı başlatması vatan sevgisi ve vatanın kötü yönetildiği görüşlerine dayanıyordu. Bu çatışmada yöneticilere karşı yönelmek istediği kitle halk olurken bu amacı içinde kanal olarak gazeteyi kullanmış, bu kullandığı araca karşı engelleme girişimleri de onun basın özgürlüğü ve bu özgürlüğün kamuoyunu bilgilendirdiği için ne kadar önemli olduğu konusunda hassas olup çeşitli görüşler dile getirmesine yol açmıştır.

Gazeteci Kimliği

Namık Kemal Kimdir denildiğinde ilk olarak gazeteci kimliği ön plana çeker. Tasvir’i Efkar, Mir’at, Muhbir, Hürriyet, Basiret, İbret, Hadika, Vakit, Diyojen, İttihad ve Sadakat adlı gazetelere Ebuzziya’ya göre 500, oğlu Ali Ekrem’e göre 200 makale, önsöz, hitabe, bent, mektup, inceleme, fikir, mizah ve eleştiri yazıları yazmıştır Ancak Namık Kemal’in en etkili olduğu gazete İbret’tir. Bu konuda bir araştırma yapan Prof. Pertev Nail Boratav da Namık Kemal’in gazeteciliğinin ağır bastığı görüşündedir. Yusuf Mardin’in de belirttiği gibi “Kemal bugünkü anlamda ileri bir gazeteciydi. Şairliğinden çok gazeteciliğiyle övünmüş ve vatanına bu yolda büyük hizmetler ettiğine inanmıştı.[3]

Namık Kemal, yirmi üç yaşında Şinasi’nin gözetiminde gazeteciliğe başlamıştır. Yirmi yedi yaşında Paris’te Hürriyet gazetesini idare etmiş ve otuz iki yaşında iken İbret gazetesinde topluma seslenmiştir.[4]

Daha genel bir bakışla Namık Kemal’in gazetecilik yaşamını üç bölümde incelemek mümkündür. Tanzimat basını olarak nitelendirilen ve Abdülaziz’in padişahlığı yıllarında ülkeye egemen olan özgürlükten yoksun hava içinde gazeteciliği ve Avrupa’ya kaçarak Genç Osmanlılar hareketine katılması ve yurt dışında gazetecilik yapması. İkinci dönemde Avrupa dönüşü yurt içi gazeteciliği ve özellikle İbret gazetesi yazarlığındaki sert tutumuyla halkı galeyana getiren yazılar yazması ve bu nedenle Magosa’ya sürgün edilmesi. Üçüncü döneminde ise sürgün görevi sonrası yine yazılarında işlediği fikirler nedeniyle bir çeşit sürgün sayılan idari görevlerle İstanbul dışına sürülüp uzaklaştırılması.[5]

Namık Kemal’in yaşantısının bu çalkantılı dönemlerinde yer alan gazetecilik uğraşı onun uğradığı farklı haksızlıklara ve sansürlere karşı hem kamuoyunu aydınlatmak olarak gördüğü mesleğine daha da sadık yapmış hem de bu haksızlıklara karşı mesleğin yüceliğini savunmasını sağlamıştır. Namık Kemal bu süreçte profesyonel bir gazetecinin nasıl çalışması ve mesleğe bakışın nasıl olması konusunda ilkeler oluşturabilecek kadar fazla görüş ortaya koymuştur.

Namık Kemal, toplumun değişmesinde gazetelerin çok büyük bir rol oynadığı kanısındadır: “Ülkemizin Avrupa’dan birkaç yüzyıl geri kalmasının başlıca nedeni, basının olmamasıdır. Basın, bugünkü uygarlıklarda görülen olgunluğun asli sebebi sayılır. Basının görevi, bir ağızdan çıkan sözü dünyanın her yanına dağıtmaktır.

Baskı altında olmadığı dönemlerde basının, edebiyata ve halk eğitimine çok çok yararlı etkileri olur. Gazeteler, ülkeye ve devlete büyük yarar sağlamış; olumlu işler görmüşlerdir. Niçin baskı altında tutulurlar?” [6]

Namık Kemal Basın ile duyurulan kelamın dünyanın her tarafında duyulma gücünde olduğunu ve bu yüzden bu işin birkaç yüzyıl önce başladığından Avrupa’nın birkaç asırlık mesafe ileri gittiğini söyler. [7]

Aydınlanma, Gazetecilik ve Namık Kemal

Türk Aydınlanmasını anlamak için Namık Kemal Kimdir sorusunun cevabı önem kazanır. Aydınlanma Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de iki yöntemle gerçekleştirilmeye çalışılmıştır: Politik girişimler ve pedagojik girişimler. Türkiye’de Aydınlanma’nın temel özelliklerinden biri, eğitim yolu ile kalkınmaya daha çok önem verilmesidir. Bu iş önce ansiklopedizm ve okumaz-yazmazlıkla mücadele biçiminde başlamış, ardından kurumlaşmaya gidilmiştir. Fransız Aydınlanmasında Helvetius, Diderot, Voltaire ve Rousseau’nun eğitimin her şeyi yapabileceğine, bizi biz yapanın eğitim olduğuna inandığı gibi, Türkiye’de de Şinasi, Ali Suavi, Ziya Paşa, Nâmık Kemâl, Ahmed Midhat Efendi, Hoca Tahsin gibi aydınlar da insanın hürleşmesinde ve toplumun kalkınmasında birinci rolü eğitime vermekte idiler.[8] Bu amaca katkı için Namık Kemal ve arkadaşları halkı eğitme aracı olarak gazeteyi seçmişlerdir. O kalkınmanın eğitimle eğitiminde gazeteyle olacağına inanmıştır.

Nurettin Öztürk bu konuda şu noktalara değinir: Yeni Osmanlıların başarılı olabilmeleri için Türkiye’de kafaların aydınlanması, halkın eğitilmesi gerekiyordu. Bu bakımdan, gazetenin, öykünün ve romanın aydınlatıcı işlevi olduğunu inanan Nâmık Kemâl, bu görüşün kuramcısıdır. Halk eğitiminde basına büyük değer veren Nâmık Kemâl, “gazete vatanı bir meclis-i ülfet (tanışıklar topluluğu) haline getirir” der. Ona göre edebiyat bir toplum kurumudur, halkın yararına olmalıdır. O da çağdaşı Türk Aydınlamacıları gibi XVIII. yüzyıl düşünürlerinin görüşlerine bağlıdır.“Vatanda en büyük terakkîyi edebiyattan ve en büyük terakkîyi gazeteden” bekler. Şinasi’yi özellikle bunun için sever Yurdun kalkınmasının temelini askerlik ve iktisattan önce eğitimde gören Nâmık Kemâl, iktisadî gerilikten kurtulmak için “maarif” i ileri sürer. Onun önlemler paketinde “maarif davası” nın merkezî bir önemi vardır. Hürriyet’teki yazılarında,”Gerek ümmeti ve gerek devleti servetçe bulunduğu bozulma durumundan kurtarmak için evvela(…) maarif lazım, yollar lazım; gerek ticaret, gerek sanatın üstadı mekteptir.” der. Ona göre “asrımızda maarif her milletin medar-ı hayatıdır(yaşama sebebi).” “Avrupa Medeniyetinden İbret Almak” adlı yazısında, bu medeniyete bilinçli bir bakışın dayanışmayı doğuracağını, dayanışmanın okula götüreceğini, okulun tezgâhları işleteceğini, tezgâhlardan fabrika ve bankaya yükselmenin mümkün olacağını böylece ülkenin refah ve servete kavuşacağını belirtmişti.[9]

Namık Kemal’in özel mektuplarında da gazetecilik hakkında görüşlerine yer verdiği görülür. Namık Kemal mektuplarında, gazete üzerine birçok tenkitte bulunur. Mektuplarında gazeteyi, bilgi ve kültürü aktarmada bir araç olarak değerlendirir ve gazetenin/gazeteciliğin döneminde yaygınlaşması için birçok girişimlerde bulunur. Namık Kemal, 1862–1873 yılları arasında gazetecilikle uğraşmış olup bu yıllara ait mektuplarında gazete ve gazetenin fonksiyonuna yönelik tenkitlerde bulunduğunu görürüz. Ona göre; gazete, bir insanın kimliğini dahi ortaya koyabilir. Namık Kemal, Rüşdî Efendiye 1865 yılında yazdığı mektubunda şunları dile getirir “Fiٔ l-hakika buna diyecek yoksa da, bu tedbir-i şifâhî olmalıdır; çünkü zâten tahsile düşmemiş adam, elbette gazete ve risâle alıp okumaz.” ( Aslında buna diyecek bir şey yoksa da bu konuda okumamış kişiyi sözle ikaz etmelidir çünkü tahsilsiz adam elbette gazete ve risale alıp okumaz).[10]

Namık Kemal gazeteyi bir kültür ve bilgi işareti olarak görür. Gazete okumayan insanları ise tahsilden uzak, cahil insanlar olarak değerlendirir. Bu açıdan gazete onun için bilginin kendisidir. Namık Kemal, mektuplarında gazetenin bizde neden gelişmediği üzerinde durur. Bu hususta devleti ve aydınları eleştiren Namık Kemal, insanımızın matbuattan uzak durmasına kızar. Bunun nedenini halkın boş zamanlarını kıraathanelerde geçirmesini olarak görür. Ona göre bir kıraathaneler gazetelerden daha fazla para kazandırmaktadır. Bu durumu 1876 yılında yazdığı mektubunda şöyle anlatır:

“Takvim-i Tecâret”i görmüş mü idiniz? İsimlerinin bir cüzٔ ü müttehittir ammâ, bu gazete öteki Takvim’e hiç benzemez. Hâvî olduğu efkârın istikameti ve muharrirlerin selika-i kitâbeti ciheti ile hakikaten şâyân-ı mütelaٔ a bir eserdir; Lakin işittiğime göre irâdı masrafına mukābele etmediğinden idâresinde suٔ ûbet çekilmekte imiş. Bir gazete Avrupa’da birkaç yüz kişiyi beyler gibi geçindirir. Burada ekseri kendi masrafları korutamaz(yeterli olmaz).  diyerek bizde gazetenin ve gazeteciliğin neden gelişmediğini yaşanan maddi zorluklar üzerinden anlatır. Bu konuda her şeyden önce halkın bilinçlendirilerek, gazetenin faydalarının anlatılmasından yanadır. Aynı zamanda özel gazetelerin devlet tarafından desteklenmesini de ister. [11]

Namık Kemal, gazetenin her kesime hitap etmesinden yanadır. Sadece bir konu üzerine yoğunlaşan gazeteleri, gazeteciliği tenkit eder. “Times gazetesi ki, İngilizler’in Nevâbig-i Zemahşeri ve Mâkâmat-ı Hamedâni ve Harirî’sidir; umûr-ı düvelliye ve dekāyık-ı politikadan bahsederken pamuk ve fabrika ve kömür ve kürek ve soba ve mangal fıkralarına geçer. Kezâlik Fransız gazeteleri dahi meâlî-i- umûra bakmayıp daima hasâyisle iştigāl ederler.” Avrupa’daki birçok gazetenin içeriğinin sade politik ve ekonomik konulardan oluşmasını ve edebî konulara yer vermemesini tenkit eden Namık Kemal, İstanbul’da çıkan Al-Cevâib gazetesini örnek gösterir. Bu gazetenin her sayfasında farklı konuların işlendiğini belirterek gazeteyi över. Namık Kemal’in Yeni Osmanlılar Cemiyeti tarafından Avrupa’da neşredilen “Muhbir” gazetesi hakkında da tenkitleri vardır. İlk olarak İstanbul’da çıkarılan bu gazete (1866) 32. Sayısında hükümet tarafından kapatılır. Daha sonra Londra’da Ali Suٔavi tarafından tekrardan çıkarılan bu gazetenin İstanbul’a kolayca giremediğinden dert yanan Namık Kemal, hükümet yöneticilerini eleştirir. “Gazetenin idhâlinde sıkıntı çekiyoruz, şu ayrıcalık mehâretini, elmas kaçıranların aleyhinde kullansanız da bizim gazete kaçıranların eşyâsını, o kadar aramayıverseniz iş pek kolaylaşırdı.” diyerek gazete ve gazeteciliğin gelişmesinde ne kadar sıkıntı çekildiğini belirtir.[12]

Namık Kemal’in gazete ve gazetecilik üzerine tenkitleri, gazetenin Tanzimat döneminde gelişmesine yöneliktir. Namık Kemal gazeteyi, bilgiyi toplumsallaştırmak, halkın düşüncelerini yansıtmak ve halka bilgi vermesi yönünde ele alır. Onun mektuplarında özellikle üzerinde durduğu konu, gazetenin Osmanlı’nın modernleşmesine önemli ölçüde katkı sağlayacağı düşüncesidir. Sonuç olarak Namık Kemal Türk gazete/gazetecilik hayatının Tanzimat dönemindeki durumunu ele alarak gazetenin insanları ortak bir noktada birleştireceğine değinir. [13]

Namık kemal Avrupa dönüşü İbret gazetesinde polemikçi yeteneğini ortaya koydu. Namık Kemal’in ve arkadaşları Reşat, Nuri, Tevfik ve Mahir imzasıyla yayınlanan yazıda şunlar söyleniyordu:

“ İnanışımıza göre, burada gazetelerin en büyük görevi halkımıza siyasal kurallar ve medeni ilerlemelere ait bilgi vermektir. Elimizden geldiğince bu çabayı bu hizmette kullanacağız. Bununla birlikte havadis vermekte kusur etmeyeceğiz. En kutsal bildiğimiz bir görev de Matbuat Nizamnamesi’ne uygun olduğu derecede doğru söylemektir. [14] Bu nokta Kemal’in basın özgürlüğüne ne kadar değer verdiğini göstermektedir

Namık Kemal‟in Diyojen adlı gazeteyi Teodor Kasap’la çıkartma nedeni birazda ciddi olarak söylendiğinde başlarına felaket getirebilecek düşünceleri mizah yoluyla söylemek içindir. Bu gazeteyi çıkartırken aynı zamanda İbret gazetesinde Namık Kemal başyazarlık yapmaktadır. Namık Kemal yazılarında gazetecilik ve gazeteleri bir yandan överken diğer yandan yerer. Ülkede çıkan bazı gazetelerin devletten rüşvet alarak yazı hayatlarına devam ettiklerini ifade eder. Hatta sadece ülkedeki değil, yurtdışında çıkan gazeteler de parayla yanlı haberler yapmaktadırlar:

“Şu Atina gazeteleri olmasa idi acaba halimiz nereye müncer olurdu? Doğrusu ya eksik olmasınlar memleketimizde ne var ne yok ne olup bitiyor cümlesini bize ihbar ediyorlar. Biliyor musunuz ki gerek dâhili ve gerek hârici Devlet-i Aliye‟nin borcu olan yüz otuz milyon liraya sarf olunmuştur.(İndepandanis Elinyin) nam Atina Gazetesi‟ne müracaat ederseniz anlarsınız. Ama bak siz Fransızca bilmezsiniz bari ben okudum. İşte size de malumat vereydim de anlayınız ki ne kadar derin bir şeydir. Güya bu paralar gerek İstanbul‟da gerek memâlik-i mahrusada gazete muharrirlerine verilmiş ki Yunanistan‟a iftira etsinler. İşte anladınız mı bir kimse komşusunun aleyhinde bulunur ise bak ne kadar borç altına giriyormuş. Komşusuna fenalık niyetinde bulunanın işte nihayet hâli budur .” [15]

Namık Kemal kendi döneminde gazetecilere devlet tarafından yardım verilerek taraflı yayın yapmalarının sağlandığını belirtmekte ve gazetecilere verilen paralar nedeniyle Osmanlı’nın bir sürü borç altına girdiğini esprili olarak ifade etmektedir. Diyojen‟de yer alan gazetecilik ve gazeteler hakkındaki bir diğer yazıda Lâ-Türki gazetesinin her telden çalarak halka ramazanda perhiz yapmalarını önerdiği ifade edilmektedir:

“Lâ-Türki gazetesi kendince gidiyor, ayrıldıkça ayrılıyor. Bakınız herif hikmetten dem vurmaya başladı. Geçen birinde de ehl-i İslâm‟a nasihat olarak ramazan münasebetiyle çok yememelerini tavsiye ederek perhize rağbet olunmasını tavsiye etmiş. İşte gördünüz mü millet? Gazeteci dediğin elbet her telden çalmalıdır”

Diyojen’de yer alan gazetecilik ile ilgili başka bir yazıda yine Lâ-Türki gazetesiyle alay edilmektedir. Gazetenin mantıksız ve tutarsız düşünceleri olduğunu belirtildikten sonra kuyuya düşen bir çocuğu Lâ-Türki gazetesinin nasıl haber yaptığı alaylı ifadelerle anlatılmaktadır:

“Hele Lâ-Türki‟ye ne buyurursunuz? Geçen gün Kuruçeşme‟de çocuğun birisi kuyuya düşmüş ve iki saat sonra zaptiyeye haber verilerek gelen memur çocuğu mağruka kuyudan çıkarmış olduğunu beyan ettiği sırada zabtiye iki saat evvel gelmiş olaydı çocuğun hayyen çıkarılması me‟mûl idi diyor”

Lâ-Türki‟de haber olarak verilen yazıda zaptiye iki saat evvel gelmiş olsaydı çocuğun hayyen (canlı olarak) çıkarılması me‟mûl idi (umulurdu), denilmesi, komik unsuru olarak verilmektedir. Çünkü zaptiyeye haber verildikten sonra hemen gelmiş olan görevliler, iki saat öncesinden çocuğun kuyuya düşmüş olduğu kendilerine haber verilmeden bunu nereden bilsinler, şeklinde haber yorumlanmıştır. Diyojen‟de çoğunluğu Namık Kemal tarafından kaleme alınan bu yazılarda mizahî ifadelerle sosyal eleştiriler yapılmıştır.[16] Bu gazete Namık Kemal’in espritüel kişiliğini ortaya koymakla beraber doğruları söyleyebilmek, halka faydalı olabilmek ve doğru gazetecilik yapabilmek için ne kadar çaba gösterdiğini de bize anlatır

Benzer şekilde, İbret’teki yazılarında Namık Kemal, basının toplumsal gelişim üzerindeki rolünü vurguladı; hükümeti denetleme işlevi bulunduğunu, parlamento kadar önemli olduğunu, ülke çıkarlarına hizmet ettiğini ve bu nedenlerle özgür olması gerektiğini ifade etti[17]

Namık Kemal kendini vatan hizmetkarlığı için doğmuş olarak gördüğünden bu vazifeyi ifada en iyi araç olarak gazeteyi görüp bu işi yaptığını söyler. Bu mesleğe başladığı zaman her çeşit fikrini gizleme zorunluluğunun onu vicdanıyla muhasebeye tuttuğunu ya da bir söz için bir sürü azarlamadan başka bir sonuç alamadığını vurgular. Başlangıçta bu işin 60 küsur tirajlara hitap ettiği ancak buna rağmen yazmak isteyenlerin ilgi gösterdiğini belirtir. Namık Kemal garip bir şekilde devlet gazeteye önem verdikçe halk da önemli bir şey olduğunu anladığını belirtir 300 tirajı son sınır olarak gören kelam erbabı 3 bin küsur tirajla yetinemez oldu der. Ancak bu durum Ali Kararnameden beri değiştir. Bu kararname ile yarına kadar yaşama beklentisi hiçbir gazete için sahici değildir. Yine de bu kararname gençlerimizi gazetecilik yapmaktan bu alıkoyamaz der ve kendisinin de böyle düşündüğü gazetecilikten para kazanmasa da bu işten el çekmek istemediğini belirtir. Ona göre gazete vatanı dostluk ve tanıdık meclisine çevirir. Bu öyle bir meclistir ki içinde herkes meramını duyurma ve başkalarının meramlarını duyma şansı yakalar. Bu durumda bir zamandan beri neşriyatta bulunamadığından üzgün olduğunu dile getirir ancak müteakip olan şahsi, mevki ( kendisine verilen sürgün niteliğindeki memurluğu söyler) ve zamana bağlı zorunluluklarından ötürü halkın nazarında özrüm kabul olur der. [18]

Hükümetin gazetecileri susturmak ve İstanbul’dan uzaklaştırmak için memuriyetler teklif etmelerine de karşı çıkmaktadır: “Gazeteciler bir meslek seçmişlerdir ve o meslekte geçimlerini sağlamaktadırlar. Niçin istemedikleri bir mesleğe girmeye zorlansınlar? Vatanımızca büyük ilerlemeyi edebiyatta ve edebiyatta en büyük ilerlemeyi de gazetelerde gördüğüm için oyolda yaşamayı birçok şeye tercih etmiştim. Felek elvermedi.Gazete çıkar çıkmaz, devlet hizmetinde kullanılmaya hak kazandığımız yolunda bin taraftan bin türlü sözler çıkmaya başladı Hükümet, gazeteleri kapatıp gazetecileri oraya buraya gönderirken, bunların devletin çıkarlarına aykırı düşünceleri olduğunu öne sürüyor. Bu zararlı kimseler, nasıl olur da devlet memuru olarak kullanılabilir?[19]

Namık Kemal, gazetecilik mesleği üzerinde de durmuş ve bir gazetenin Avrupa’da birkaç yüz kişiyi beslemesine karşılık, bizde genellikle kendi masraflarını bile karşılayamadığını, ama yine de gazetecinin kendi kalemine dayanarak geçinmeyi göze alması gerektiğini belirtmiştir. Namık Kemal, İbret’teki yazılarında, hükümetin gazeteleri kapatmakla basına ve gazetecilere büyük zararlar verdiğini öne sürerek şunları söylemiştir:“Hangi gazete kapansa, sahibi gelirlerini yitirmiş olmuyor mu? Gazetenin sahibi ve yazarları aç da bırakılabilir. Dünyada açlığa cevaz (izin) var mıdır?[20]

Aynı zamanda gazete kapatılması ile ilgili ‘katilleri, canileri, Girit esirlerini, Yunan haydutlarını mahkeme önüne çektiler, hala da çekiyorlar. Duruşmasız sürülmek, susturulmak, aç bırakılmak yalnız biçare gazetecilere mahsus bir bela mıdır? diye sormuştur.[21]

Fikirlerin çarpışmasından berrak hakikatin doğacağına inanan Namık Kemal bu konuda basına önemli bir rol atfeder. Namık Kemal İbret gazetesinde yine bu gazetede çıkan bir makalesinden dolayı gazetenin lağvedileceği kendisinin de haddinin bildirileceğinin talep edildiğini birkaç taraftan rivayet edildiğini söyler. Devletin istikbalindeki refahını en önemli iş addedenlerden ve istikbalin bilginin dağıtılmasıyla mümkün olduğunu görmesi sebebiyle kitabın neşrindeki maniden ötürü söz söylemesinin getireceği her türlü cezayı iftihar vesilesi olarak göreceğini belirtir ve İbret gazetesi de bu uğurda lağvolunmaktan çekinmez diye ekler. Ancak yazılan makalede gazete kapattıracak bir nokta yoktur diye vurgulamakla beraber Ali Kararnamenin varlığını hatırlatır ve daha önce kapatılan gazetelerin de kapatılmayı umut etmediğini belirtir. [22]

Sürgünler Dönemi

Namık Kemal, İstanbul’dan uzak olması için Erzurum’a vali muavini olarak atandı. Bu göreve gitmeyi erteledi ve Mustafa Fazıl Paşa’nın çağrısı üzerine Ziya Paşa’yla birlikte Paris’e kaçtı. Bir süre sonra Londra’ya geçerek Mustafa Fazıl Paşa’nın parasal desteğiyle Ali Suavi’nin Yeni Osmanlılar adına çıkardığı “Muhbir” gazetesinde yazmaya başladı. Ama Ali Suavi’yle anlaşamadı, Muhbir’den ayrıldı.

1868’de gene Fazıl Paşa’nın desteğiyle “Hürriyet” gazetesini çıkardı. Çeşitli anlaşmazlıklar yüzünden, Avrupa’da desteksiz kalınca, 1870’te zaptiye nazırı Hüsnü Paşa’nın çağrısıyla İstanbul’a döndü. Nuri, Reşat ve Ebüzziya Tevfik beylerle birlikte 1872’de “İbret” gazetesini kiraladı. Aynı yıl burada çıkan bir yazısı üzerine gazete 4 ay kapatıldı. İstanbul’dan uzaklaştırılmak için Gelibolu mutasarrıflığına atandı. Orada yazmaya başladığı “Vatan Yahut Silistre” oyunu, 1873’te Gedikpaşa Tiyatrosu’nda sahnelendi. Oyunu izleyenler galeyana gelip olay çıkardı. Namık Kemal birçok arkadaşıyla birlikte tutuklandı. Bu kez kalebentlikle Magosa’ya sürgüne gönderildi.

Türk Edebiyatı’nda İlkleri

1876’da I. Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a döndü. Şura-yı Devlet (Danıştay) üyesi oldu. Kanun-î Esasi’yi (Anayasa) hazırlayan kurulda görev aldı. 1877 Osmanlı-Rus Savaşı çıkınca Meclis-i Mebusan kapatıldı, Namık Kemal tutuklandı. Midilli Adası’na sürüldü. 1879’da Midilli mutasarrıfı oldu. Aynı görevle 1884’te Rodos, 1887’de Sakız Adası’na gönderildi. Ertesi yıl burada öldü ve Gelibolu’da Bolayır’da defnedildi.

Şiirlerini küçük yaşlardan itibaren yazdı. Şinasi’yle tanışıncaya değin, şiirlerinde tasavvuf etkileri görülür. Bu dönemde özellikle Yenişehirli Avni, Leskofçalı Galib gibi şairlerden etkilendi.

En önemli özelliklerinden biri, Türk şiirini Divan şiirinin etkisinden kurtarmaya çalışması. “Vatan Şairi” diye de isimlendirildi. Tiyatroya özel bir önem verdi, altı oyun yazdı. Bir yurtseverlik ve kahramanlık oyunu olan Vatan Yahut Silistre, Avrupa’da da ilgi uyandırdı ve beş dile çevrildi. İlk romanı “İntibah” 1876’da yayınladı. Ruhsal çözümlemelerinin, bir olayı toplumsal ve bireysel yönleriyle görmeye çalışmasının yanı sıra, dış dünya betimlemeleriyle de İntibah Türk romanında bir başlangıç sayılır. Romanı ve tiyatroyu toplumsal yaşama soktuğu gibi, edebiyat eleştirisini de Türkiye’ye ilk getiren kişilerden biri oldu. En önemli eleştiri eserleri Tahrib-i Harâbât ile Takip. Gazeteci olarak da Türk kültürü içinde önemli bir yeri var. Döneminin hemen hemen bütün yenilik yanlısı ve ilerici gazetelerinde yazıları yayınlandı. Siyasal ve toplumsal sorunlardan edebiyat, sanat, dil ve kültür konularına dek çok çeşitli alanlarda yazdığı makalelerin sayısı 500 kadar.

Namık Kemal ile ilgili kısa tespitler:

Asıl adı Mehmed Kemal’dir.
“Namık” mahlasını hicivleriyle tanınan Eşref Paşa’dan almıştır.
1840 tarihinde Tekirdağ’da doğmuştur.
Servet-i Fünûn kuşağından Ali Ekrem Bolayır’ın da babasıdır.
Leskofçalı Galibve Hersekli Arif Hikmet Bey’in Çukurçeşme’deki konağında yapılan Encümen-î Şûara toplantılarına katılarak edebiyat dünyasıyla ilk ciddi temaslarını kurar.
İlk şiirleri genellikle müşterek gazel ve nazire şeklindedir denilebilir. Bir divan oluşturabilecek kadar gazelkaleme almıştır. İlk gazellerinde yoğun bir tasavvufî etki hakimdir.
Birçok yazısında bahsettiği üzere ustası Şinasi’dir. Namık Kemal’in karakteristik şiir anlayışı 1862’de Şinasi’yi tanımasından sonra şekillenmiştir.
Namık Kemal; Türk şiirine vatan ve millet sevgisi, hürriyet, hamiyet, hak, hukuk, adalet gibi birtakım yeni kavramları getirmiştir.
En Meşhur Şiirleri:Vaveylâ, Bir Muhacir Kızının İstimdadı – Vatan Mersiyesi, Hilâl-i Osmanî, Hürriyet Kasidesi. Namık Kemal bu şiirlerini 93 Harbi’nin açtığı felaketler sebebiyle yazmıştır.
Hürriyet Kasidesi’nin asıl adı Besâlet-i Osmanîyye ve Hamîyyet-i İnsanîyye’dir. Hürriyet Kasidesi ilk olarak, Hürriyet gazetesinde yayımlanmıştır.
Namık Kemal hem hece ölçüsühem aruz ölçüsü kullanmakla beraber şiirlerini daha çok aruz ölçüsü ile kaleme almıştır.
“Vaveylâ” ve “Hilâl-i Osmanî” hem biçimsel açıdan hem de muhteva açısından “yeni” şiirlerinin iki önemli örneğidir.
Hürriyet Kasidesi, biçimsel açıdan eski, muhteva açısından “yeni” şiirlerinin ilk önemli örneğidir.

Namık Kemal’in Tiyatroları

Namık Kemal’in en çok eser verdiği tür, tiyatrodur.
6 tiyatro oyunu kaleme almıştır.
Çeşitli yazılarında en sevdiği türün tiyatro olduğunu sık sık vurgulamıştır.
Namık Kemal’e göre tiyatro “en faydalı eğlence”dir.
Namık Kemal’in tiyatrosu, belli bir tezin işlendiği bir dava tiyatrosu mahiyetindedir diyebiliriz.
Namık Kemal, Celal Mukaddimesinde ilk defa “tiyatro” türü üzerinde detaylıca durmuştur.
Tiyatrolarında da romantik etki hakimdir.
Ona göre “tiyatro cihanın aynıdır.” Ona göre “tiyatro ahlâk ve lisân mektebidir.”
Fransız klasik tiyatro yazarlarını da tanımakla beraber daha çok romantik dram türünü tercih eden Namık Kemal’in sevdiği yazarlar arasında daha ziyade Shakespeare, Hugo ve Corneille vardır.
Hugo’nun aynı zamanda romantizmin beyannamesi olarak kabul edilen ünlü “Cromwell” adlı eserinin ön sözüne bir nazire gibi kaleme aldığı Celâl Mukaddimesi’nde tiyatroyu “edebiyatın en büyük kısmı” saymıştır.
Ayrıca bakınız-> Namık Kemâl’in Tiyatro Eserleri ve Özellikleri

Tiyatro Eserleri

Vatan Yahut Silistre (1873)
Namık Kemal’in en tanınmış eseridir.
Namık Kemal’in tiyatro türündeki ilk eseridir.
Türk edebiyatında daha çok “Batılı anlamda sahnelenen” ilk oyun olarak değerlendirilmiştir.
1873 yılı başlarında Bosna-Hersek isyanının ortaya çıktığı bir sırada sahnelenmiştir.
Eserin konusu; 1853 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Rumeli topraklarındaki Silistre adlı kalenin kahramanca savunulmasıdır.
Dört perdeden meydana gelen bir oyundur.
Oyunun başkarakterleri Zekiye, İslam Bey, Abdullah Çavuş ve Sıtkı Bey’dir.
1 Nisan 1873 gecesi Gedikpaşa Güllü Agop OsmanlI Tiyatrosu’nda temsil edilmesinden sonra seyirciler büyük bir coşku ile Namık Kemal lehinde tezahüratlar yapmıştır.
Seyirciler bu coşku ile Namık Kemal’in o dönemde çalıştığı gazete olan İbret gazetesinin önüne gelerek Namık Kemal’i görmek istemişlerdir. Namık Kemal’i orada bulamayınca tüm kalabalık adına Namık Kemal’e bir mektup bırakılmıştır. Seyircilerin bıraktığı bu mektup iki gün sonra ibret gazetesinde yayımlanmıştır. Bu yayının ardından İbret gazetesi süresiz olarak kapatılmış ve bu gazetenin dört önemli ismi olan Ebüzziya Tevfik, Namık Kemal, Nuri Bey ve Hakkı Bey Magosa’ya sürgüne gönderilmiştir.
Vatan Yahut Silistre; tiyatro tekniği, tipler ve üslup bakımından romantik tiyatro bağlamında ele alınmaktadır.
Oyunun kahramanları tek boyutlu olarak anlatılmıştır.
Oyunda bir hitabet üslubu hakimdir.
Gülnihal (1875)
Namık Kemal’in ikinci tiyatro eseridir.
Oyunun asıl adı Râz-ı Dil’dir.
Vatan yahut Silistre’nin oynanması sırasında ortaya çıkan olaylar nedeniyle hemen sahneye konulamamıştır.
Beş perdelik bir piyestir.
Oyunun esas konusu, zalim bir yöneticiye karşı girişilen halk hareketidir.
Oyunun başkarakteri zalim yönetici Kaplan Paşa’dır.
Olayın geçtiği zaman Tanzimat öncesidir.
Eserin dili sade bir yapıya sahiptir.
Âkif Bey (1874)
Namık Kemal’in Vatan yahut Silistre adlı piyesinin oynanması dolayısıyla çıkan hadiseler üzerine sürgüne giderken vapurda tasarlayıp Mago- sa zindanında tamamladığı eseridir.
Beş perdelik bir dramdır.
Eserin konusunu; Yunan isyanı, Navarin baskını ve Kırım Savaşı oluşturmaktadır.
Eserde kahraman bir kocaya ihanet eden bir kadının aile ve toplum hayatında oynadığı yıkıcı rol üzerinde durulmuştur.
Eserin özü, Namık Kemal’in Dâniş Bey yahul Fâhişe-i Tâibe adı ile bahsettiği bir maceradan alınmıştır.
Eserin içerisinde aruzun yanı sıra hece vezniyle kaleme alınmış şiirler de mevcuttur.
Tiyatro tekniğine uygun bir eserdir.
Birbirine zıt karakterlerin davranışları üzerine kurulmuştur.
Kara Bela (1908)
Beş perde halinde kaleme alınmıştır.
Eserin konusu Hint tarihinden alınmıştır.
Vak’a Babürlüler Devleti’nin sarayında geçmektedir.
Oyunun iki ana karakteri Behrever Banu ve Mirza Hüsrev’dir.
Namık Kemal’in en zayıf eseri olarak kabul edilmiştir.
Namık Kemal’in sağlığında basılmamış tek eseridir.
İlk defa II. Meşrutiyet yıllarında yayımlanabilmiştir.
Zavallı Çocuk (1873)
Üç perdelik bir trajedidir.
Gençlerin aile baskısıyla evlendirilmeleri ve hazin sonları işlenmiştir.
Oyunun iki ana karakteri, Şefika ve Ata’dır.
yüzyıl Avrupa romantik edebiyatlarında birçok örneği görülen “verem edebiyatı” ile “intihar edebiyatı” kavramlarını Türk edebiyatında işleyen ilk eserlerdendir.
Victor Hugo’nun Hernani adlı dramının sonu ile Zavallı Çocuk’un sonu arasında önemli benzerlikler mevcuttur.
Zavallı Çocuk (Namık Kemal), İçli Kız (Abdülhak Hamit Tarhan), Vuslat (Recaizade Mahmut Ekrem); bu üç önemli tiyatro oyunu yapısal, ve içerik olarak birbirine oldukça benzemektedir.
Celâleddin Harzemşah (1885)
Namık Kemal’in üzerinde en çok çalıştığı ve en sevdiği eseri olarak bilinir.
Namık Kemal’in en uzun oyunudur.
15 perdeden oluşmaktadır.
Namık Kemal’in “sahnelenmek üzere değil okunmak üzere yazılmış” tek tiyatro oyunudur. Tanzimat’tan sonraki Türk edebiyatında romantik tiyatroda Abdülhak Hamid’in eserlerinden önceki ilk zirve olarak kabul edilmiştir.
İslam dünyasını tehdit eden Moğol tehlikesine karşı kahramanca mücadele eden Harzemşahlar Devleti’nin son hükümdarı olan Celâleddin Harzemşah’ın hayatını, kahramanlıklarını ve Moğollara karşı giriştiği mücadele ve gayretleri anlatılmıştır.
Oyunun en az kendisi kadar meşhur olan bir de mukaddimesi vardır: Mukâddime-î Celâl

Mukâddime-î Celâl’den öne çıkan başlıklar

Bu mukaddimede tiyatro eğlencelerin en faydalısı olarak tanıtılmıştır.
Bu mukaddimede tiyatronun yanı sıra aynı zamanda roman türü üzerinde de durulmuştur.
Bu mukaddimede halk edebiyatı ürünlerinden biri olan “halk hikayeleri” eleştirilmiş bu ürünler bünyesinde taşıdığı olağanüstü motifler sebebiyle “koca karı masalı” ifadesiyle tenkit edilmiştir.
Bu mukaddimede Türk anlatı geleneğinin süratle romana yönelmesini ve Türk romanının geliştirilmesi için aydınlara büyük sorumluluklar düştüğü vurgulanmıştır.

Namık Kemal’in Roman Türüne İlişkin Görüşleri

Namık Kemal romanı da diğer edebi türler gibi halkı eğitmeye yarayacak, fikirlerini geniş kitlelere yayabileceği “faydalı bir eğlence” olarak değerlendirmiştir.
Hayatı boyunca sadece iki roman kaleme almıştır: intibah ve Cezmi.
Sosyal fayda ve kıssadan hisse çıkarma anlayışı romanlarında hakimdir diyebiliriz.
Ona göre “roman, hakikate, tabiata ve akla uygun olmalıdır.”
Namık Kemal’in romanında birçok teknik kusur mevcuttur.
Romanlarının Kısa Tanıtımı:

İntibah (1876)
Eserin ilk adı, Son Pişmanlık’tır.
Türk edebiyatı tarihinde “edebi karaktere sahip ilk roman” olarak kabul edilmiştir.
Genel olarak aşk ve kıskançlık temaları üzerinde kurgulanmış bir romandır.
Eserin kısmen sosyal bir muhtevaya da sahip olduğu yönünde bilgiler mevcuttur.
Eserdeki ana mekan İstanbul-Çamlıca’dır.
Romanın üç ana karakteri: Ali Bey, Mahpeyker, Dilaşub’tur.
Eserde tutkulu bir yapıya sahip olan ve iyi bir eğitim aldığı halde hayatın gerçekleri karşısında cahil ve tecrübesiz bir şekilde yetiştirilmiş Ali Bey’in başından geçen ve sonu felaketle biten bir aşk macerası anlatılmıştır.
Eserin özellikle Kamelyalı Kadınlar adlı romanla benzerlik gösterdiği konusunda araştırmacılar hemfikirdir.
CEZMİ (1880)
Türk edebiyatı tarihinde “ilk tarihî roman” olarak kabul edilmiştir.
İki cilt olarak tasarlanmış fakat bir cilt olarak yazılmıştır. 11 fasıl ve 41 kısımdan oluşan bir romandır.
Romanın konusu, 16. yüzyılda II. Selim devrinde başlayıp aralıklarla devam eden Osmanlı-İran savaşlarıdır.
Romanın başında 16. yüzyılın genel siyasi durumu ve romana adını veren Cezmi’nin tasvirlerinden oluşan ve esas konu ile ilişkili olmayan bir giriş bölümü vardır.
Cezmi’nin İran savaşları sırasında gösterdiği kahramanlıklar ve bu savaşlar sırasında tanışıp dost olduğu Adil Giray’ı esaretten kurtarma sırasında başından geçenler anlatılmıştır.
Cezmi, roman tekniği açısından İntibah’a göre daha başarılıdır.
Bu romanda konuşmalar intibah’a göre daha azdır.
“İdeolojik bir roman” olarak kabul edilmiştir.
İttihâd-ı İslam, vatan sevgisi ve insan hakları gibi konular romanın üzerinde durduğu ana temalardır.
Namık Kemal’in Edebi Tenkitleri

Tahrîb-i Harabat (1885)
Hürriyet mücadelesi yolunda eski dava arkadaşı Ziya Paşa’nın bir tür eski Türk edebiyatı antolojisi niteliğindeki Harabat adlı eserinin başında yer alan Mukaddime ve bu eserin birinci cildinin eleştirisidir.
Namık Kemal’e göre Ziya Paşa Sultan Abdülaziz’e yaranmak üzere bir eski taraftarlığına girişmiştir.
Eserin en meşhur cümlesi Ziya Paşa’ya hitaben şöyledir: “Eskiyi hortlatıyorsun oysa onu beraberce gömmeye azmetmiştik.”
Tahrîb-i Harabatla ayrıca Harabat’taki hatalar da bir bir sıralanmıştır.
Takip (1885)
Harabat’ın ikinci ve üçüncü ciltlerine dönük olarak yazılmış eleştiri türünde bir eserdir.
Ziya Paşa’nın bilgi yanlışları, eserin içerisinde yer alan birtakım tezat bilgiler alaycı bir dille anlatılmıştır.
Renan Müdafanâmesi (1908)
Fransız Akademisi üyelerinden Ernest Renan’ın 1883 tarihinde verdiği bir konferansta ileri sürdüğü “İslamiyet’in özellikle eğitim alanında bütünüyle Müslümanların ilerlemesine engel teşkil ettiği” şeklindeki görüşlerini eleştirmek üzere kaleme alınmıştır.
Namık Kemal’in Eserleri

OYUN: 

Vatan Yahut Silistre (1873, yeni harflerle 1940)
Zavallı Çocuk (1873, yeni harflerle 1940)
Akif Bey (1874, yeni harflerle 1958)
Celaleddin Harzemşah (1885, yeni harflerle 1977)
Kara Bela (1908)
ROMAN:

İntibah (1876, yeni harflerle 1944)
Cezmi (1880, yeni harflerle 1963)
ELEŞTİRİ:

Tahrib-i Harâbât (1885)
Takip (1885)
Renan Müdafaanamesi (1908, yeni harflerle 1962)
İrfan Paşa’ya Mektup (1887)
Mukaddeme-i Celal (1888)
TARİHİ KİTAPLAR:

Devr-i İstila (1871)
Barika-i Zafer (1872)
Evrak-ı Perişan (1872, yeni harflerle 1973)
Kanije (1874)
Silistre Muhasarası (1874, yeni harflerle 1946)
Osmanlı Tarihi (1889, ölümünden sonra, yeni harflerle 3 cilt, 1971-1974)
Büyük İslam Tarihi, (1975, ölümünden sonra)

Dipnotlar:
[1] İsa Kocakaplan, Namık Kemal, İstanbul, Türk Edebiyat Vakfı Yayınları, 2009, s,15

[2] Musa Çadırcı, “Namik Kemal’in Sosyal ve Ekonomik Görüşleri”, OTAM(Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi) 1991, s,39

[3] M. Nuri İnuğur, Basın ve Yayın Tarihi, 3.bs, İstanbul, Der Yayınları, 2005, 234

[4]Hüseyin Doğramacıoğlu , “Namık Kemal’in İbret Gazetesinde Sıraladığı Sosyal Tenkitler ve Çözüm Önerileri” Turkish Studies – International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic

Volume 6/1, Winter 201, s,976

[5] İnuğur,a,g,e, s,234

[6] Atilla Girgin Türkiye’de Yerel Basın, İstanbul, Der Yayınları, 2009, s,96-97

[7] İsmail Kara, Nergiz Yılmaz Aydoğdu, Namık Kemal Osmanlı Modernleşmesinin Meseleleri, İstanbul, Dergâh Yayınları, 2005, s,395

[8] Nurettin Öztürk, “Aydınlanma Hareketi ve Yeni Türk Edebiyatı”, Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi Yıl:2001 Sayı:9, s,52

[9] A.e , s,53

[10] Veysel Şahin, “Namık Kemal’in Mektuplarında “Şiir, Tiyatro Ve Gazete” Üzerine Tenkitler” Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları 214 Dergisi, 2010 Güz (13), s, 15

[11] A.e, s,16

[12] A.e, s,16

[13] A.e, s,17

[14] Orhan Koloğlu, Osmanlı’dan 21. Yüzyıla Basın Tarihi, Pozitif Yayınları, 2006, s,53

[15] Hüseyin Doğramacıoğlu, “Namık Kemal’in Diyojen Gazetesindeki Mizahî Yazıları Üzerine Bir Değerlendirme” Turkish Studies – International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 7/1 Winter 2012,s,937-949

[16] A.e, s,949

[17] Nevin Ünal Özkorkut, “Basın Özgürlüğü ve Osmanlı Devleti’ndeki Görünümü” Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2002, s,80

[18] Kara, a,g,e, s, 402

[19] M. Nuri İnuğur, a.g.e, s.236

[20] Atilla Girgin ,a.g.e, s.97

[21] M. Nuri İnuğur, a.g.e, s.237

[22] Kara a,g,e, s,433

Kaynakça

Çadırcı, Musa,  “Namik Kemal’in Sosyal ve Ekonomik Görüşleri”, OTAM(Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi) 1991,

Doğramacıoğlu Hüseyin, “Namık Kemal’in Diyojen Gazetesindeki Mizahî Yazıları Üzerine Bir Değerlendirme” Turkish Studies – International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 7/1 Winter 2012

Doğramacıoğlu, Hüseyin, “Namık Kemal’in İbret Gazetesinde Sıraladığı Sosyal Tenkitler ve Çözüm Önerileri” Turkish Studies – International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic

Volume 6/1, Winter 201

Girgin, Atilla Türkiye’de Yerel Basın, İstanbul, Der Yayınları, 2009

İnuğur, M. Nuri, Basın ve Yayın Tarihi, 3.bs, İstanbul, Der Yayınları, 2005,

Kara, İsmail/ Aydoğdu, Nergiz Yılmaz, Namık Kemal Osmanlı Modernleşmesinin Meseleleri, İstanbul, Dergâh Yayınları, 2005

Kocakaplan, İsa,  Namık Kemal, İstanbul, Türk Edebiyat Vakfı Yayınları, 2009,

Koloğlu, Orhan, Osmanlı’dan 21. Yüzyıla Basın Tarihi, Pozitif Yayınları, 2006

Özkorkut, Nevin Ünal ,“Basın Özgürlüğü ve Osmanlı Devleti’ndeki Görünümü” Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2002,

Öztürk, Nurettin,  “Aydınlanma Hareketi ve Yeni Türk Edebiyatı”, Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi Yıl:2001 Sayı:9

Şahin, Veysel, “Namık Kemal’in Mektuplarında “Şiir, Tiyatro Ve Gazete” Üzerine Tenkitler” Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları 214 Dergisi, 2010 Güz (13)

 

Paylaş:

Yorum Yap

Sizin tepkiniz nedir?

Komik Komik
0
Komik
Muhteşem Muhteşem
5
Muhteşem
Acıklı Acıklı
0
Acıklı
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Korkunç Korkunç
0
Korkunç
Şoke Şoke
0
Şoke
Berk Dede