Atatürk’ün Önderliğinde 1933 Üniversite Reformu

9 dakikada okuyabilirsiniz


1846 yılında Meclis-i Maarif-i Umumiye’nin yükseköğretime yönelik bir kurum kurulmasını öngörmesi ve bu doğrultuda 1863 yılında ilk Darülfünun’un kurulmasıyla başlayıp 1933 yılında üniversite reformuyla modern anlamda ilk üniversitelere geçilmesini 3 başlık altında inceleyeceğiz.

1)1863-1920 Arası Darülfünun

“Fen Evi” veya “bilimlerin kapısı” anlamına gelen Darülfünun ilk kez 1863 yılında Çemberlitaş’ta kurulmuştur ve Nûri Paşa Konağı’nda eğitim verilmiştir ancak 1865 yılında çıkan yangın sonucu binasının yanmasıyla kapanmıştır.  İkinci Darülfünun olarak açılan Darülfünun-ı Osmani 1869 yılında serbest derslere başlamış, 1870 yılında açılışı yapılmış ancak 1871 yılı sonlarında kapatılmıştır. 1874  yılında Galatasaray’daki Mekteb-i Sultani içerisinde Darülfünun-ı Sultani açılmış ancak bu da 1881 yılında kapatılmıştır. 1900 yılında Darülfünun-ı Şahane açılmış ve Abdülhamit rejiminin baskıları altında yüzeysel programlarda eğitim verilmiştir. 1908 yılında II. Meşrutiyet’in ilanıyla Darülfünun-ı Şahane’nin adı “Darülfünun-ı Osmani” olarak değiştirilmiştir. Edebiyat, ilahiyat ve doğa bilimleri olarak üç medreseye sahip olan Darülfünun’a 1908 yılından sonra tıp ve hukuk okulları ilave edilmiştir. 1909 yılında şimdiki İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nin bulunduğu yerde Zeyneb Hanım Konağı’na yerleştirilen İstanbul Darülfünun’una binlerce öğrenci başvurmuştur.

Emrullah Efendi’nin Maarif Nazırlığı yaptığı 1912 yılında Darülfünun Nizamnamesi taslağı hazırlanmış, ıslahatlara girişilmiş ve ilk kez, bilimsel araştırma yapılması ve yayımlanmasından Darülfünun’un sorumlu olduğu belirtilmiş, şubelere fakülte adı verilmiş, Eczacı ve Dişçi mektepleri Tıp Fakültesine bağlanmıştır.

1914 yılında İnas (kadın) Darülfünun’u kurulmuş, 1917 yılında ilk mezunlarını vermiş ancak 1920 yılında kapatılmıştır.

Maarif Nazırı Ahmet Şükrü Bey ve Alman Eğitim ve Kültür Enstitüsü Başkanı Franz Schmidt’in işbirliği ile 1915 yılında 20 Alman ve bir Macar profesör getirilerek bir reform uygulamasına girişilmiştir. Bu reform girişimi ile araştırma enstitüleri, enstitülere bağlı laboratuvarlar, yeni kütüphaneler ve eğitim için yeni araç gereçler temin edilir. Bilimsel faaliyetler ve bilgi üretimine başlanır, ders kitapları yayımlanır. Böylece gerçek anlamda bir üniversite oluşmaya başlar.

1916’da Alman profesörler tarafından “Osmanlı İmparatorluk Üniversitesi Nizamnamesi” hazırlanmıştır. Alman öğretim üyeleriyle 5 yıllık anlaşmalar yapılmış ve Türkçe öğrenip 2 yıl içinde Türkçe ders vermeleri istenmiştir. 1918 yılında Alman öğretim üyeleri ülkelerine geri dönmüştür.

15 Ekim 1919’da yayımlanan “ Darülfünun-ı Osmani Nizamnamesi” ile Darülfünun’a özerklik tanınmıştır. Yine bu Nizamname ile fakülte reislerinden (dekanlardan) oluşan bir divanın kurulması ve bu divanın başına müderrislerin seçtiği Darülfünun Emini (rektörü) getirilmesi uygun görülmüştür.  “Devre-i dersiyye” (sömestr) uygulamasına da bu dönemde başlanmıştır.

2)1920-1933 Arası Darülfünun

 1920’li yılların başından itibaren bazı bilimsel çalışmalar ortaya çıkmaya başlamış, İngiliz ve Fransız profesörler de görev almaya başlamıştır. Bu yıllarda Tıp ve Fen Fakültelerinde Dr. Kemal Cenap Berksoy, Dr. Akil Muhtar Özden, Dr. Hulusi Behçet, Dr. Hamdi Suat Aknar ve kimyacı Ömer Şevket Öncel gibi isimlerin öncülüğünde bilimsel keşifler yapılmaya başlanmıştır. 1923’te müderris maaşlarına önemli derecede zam yapılmıştır.

1924 yılında çıkarılan 493 sayılı Kanun ile Darülfünun, ekonomik bağımsızlık ve vakıf mallarına sahip olma hakkı verilmiş, tüzel bir kişilik kazanmıştır. Ayrıca “İstanbul Darülfünun Talimatnamesi” yürürlüğe girmiştir.

Yine 1924 yılında muallimlikte (doçentlikte) bekleme süresi 5 yıldan 10 yıla çıkarılmış, muallim olmak için ise 30 yaşını doldurma mecburiyeti getirilmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk, cumhuriyet kurulduktan sonra üniversite reformunu düşünmeye başlamıştır ancak yeterli öğretim üyesi yoktur. Buna çözüm olarak yetenekli ve zeki öğrencilerin yurtdışına eğitim için önerilmesini öngörmüştür. Yurtdışında eğitim görenlerden biri olan Prof. Dr. Sadi Irmak, o günlere ait bir anısını şu şekilde anlatmaktadır:

“1923’te Darülfünun’da bir ilan gördü: ‘Avrupa’ya talebe gönderilecektir.’ 150 kişi arasından 11 kişi seçilir ve yurtdışına gönderilir. Nereye gidileceğine hükümet karar verir. Benim adımın kenarına ‘Berlin Üniversitesi’ne gitsin’ diye yazmış. O zaman uçak filan yok. Trene binmek üzerine Sirkeci’ye geldim. Bir mütevazi PTT memuru benim adımı ‘Mahmut Sadi’yi filan arıyor. Bir telgraf… Atatürk’ten bir telgraf: ‘Sizi birer kıvılcım olarak gönderiyorum; alev olarak geri dönemelisiniz!’ Şimdi gel de haylazlık et bakalım.”

3)Üniversite Reformu İçin Prof. Malche’ın Getirilmesi ve Malche’ın Raporu

Darülfünun’un incelenmesi için, İsviçre’den Prof. Malche İstanbul’a davet edilmiştir. Prof. Malche, 16 Ocak 1932 ‘de İstanbul’a gelmiş, 18 Ocak 1932’de Ankara’da Başbakan İsmet İnönü ve Milli Eğitim Bakanı Esat Sagay ile görüşmüş ve İstanbul’a dönmüştür. Kendisine Darülfünun binasında yer ayrılmış ve 24 Ocak’ta incelemelere başlamıştır. 1 Haziran 1932’de Prof. Malche, Ankara’ya gelmiş ve İstanbul Darülfünun’u üzerine Fransızca olarak yazdığı raporu İsmet İnönü’ye sunmuştur. Başlarda Rapor sadece üst düzey kişiler tarafından okunmuştur ve 1939 yılında yayımlanmıştır.

Aslı 95 sayfa olan rapor, beş bölüm ve 34 maddeden oluşmaktadır. Bölümler şunlardır:

  1. Bölüm: Darülfünun’un Gayesi, Bütçe ve Teşkilat
  2. Bölüm: Heyet-i Talimiye (Eğitim Kadrosu)
  3. Bölüm: İdari Teşkilat
  4. Bölüm: Talebe
  5. Bölüm: Darülfünun’da Seneyi Tedrisiye (Yıllık Eğitim Programı), İmtihanlar ve Dereceler

Rapor’daki Bazı Önemli Saptamalar:

  1. Türkçe yayın yeteri kadar yoktur. Yabancı yayınları okuyup anlayacak öğrenci sayısı çok azdır (s.7).
  2. Darülfünun profesörlerinin umumiyet itibariyle az para oldukları doğrudur. Maaşlarıyla orta eğitimdeki maaşlar arasındaki fark pek azdır.
  3. Müderris, muallim, muallim muavini ve asistan eğitim görevi 240 kişi tarafından yapılmaktadır. Müderris ve muallim miktarı 133’tür; bu, yüksek bir rakamdır. Bu müderrislerin birçoğu pek önemsiz maaş almakta ve Darülfünun üzerinde hakiki bir etki yapamayacakları muhakkaktır (s.10).
  4. Memur sayısı çok fazladır; bunları azaltmak ve muhtaç talebeleri görevlendirmek uygundur(s.11).
  5. Eğitim ile ilgili olarak kötü bir şahsiyetçilik mevcuttur. Şuurlu bir yön veriş yoktur. Bazen bir profesör yahut bir profesör grubu kendi fikirlerinin hakimiyetini temin etmektedir (s.13).
  6. İmtihanlar çok sıkı olmalı ve hafızadan (ezberden) ziyade talebenin bilgisini tatbik sahası bulabileceği pratik meselelere ait bulunmalıdır (s.17-18).
  7. Bir dersin bir seneden öbür seneye hiç değişmediğini veya değişmemiş denecek kadar az değiştiğini gördüm. Bunun değiştirilmesi gerekir (s.20).
  8. Derslere ait kitapların bulunmadığı cihetle profesörlerin kitap yazması için telif ve neşre (yayına) davet olunmasıdır(s.20).
  9. İstanbul Darülfünunu’nun en büyük zaafına parmağımızla dokunuyoruz. Bilhassa kliniksiz ve laboratuvarsız fakültelerdeki talebe, şahsi yorumlara ve araştırmalara yeteri kadar sevk ve tahrik edilmiş bulunmuyorlar.
  10. Talebelerin ellerinde ders esnasında aldıkları notlardan başka hiçbir şey yoktur. Talebenin büyük kısmı taşradan gelmekte, lisan durumları zayıftır.
  11. Kütüphane, saat dörtte kapanmakta ve dışarıya kitap vermemektedir. Çok büyük bir salonda bulunan tıp kütüphanesi şayanı hayret bir fakirlik içindedir.
  12. Talebeler büyük şehre geleli kendilerini yalnız ve pek fakir bir halde ve adeta kaybolmuş gibi bir vaziyette hissettiklerini söylediler. Darülfünunların görevi bir eğitimden ibaret değildir. Bir vazifeler-i terbiyeleri de vardır.
  13. Gelecekteki Darülfünun Hocaları: Bugünkü profesörlerin yerine geçecek profesörleri şimdiden yetiştirme planı var mıdır? Böyle bir devamlılık olması gerekir.
  14. Tıp Fakültesi’nin yeri uygun değildir. Anadolu’daki bu hastane fazla miktarda hastaya sahip değildir. Buradaki hastalar talebenin faydalanabileceği hastalıklara sahip değildir. Haydarpaşa Hastanesi’nde (Tıp Fakültesi) bir senede görülen hastalar diğer hastanelerde belki bir haftada görülmektedir. Hastanın başı ucunda yapılan klinik eğitimi, doktorluğa en mükemmel hazırlayış biçimidir. Pek çok hasta ve hastalık görmek lazımdır. Uygulama yapacağı yer İstanbul tarafında olduğu halde Tıp Fakültesi’nin Üsküdar tarafında bulunması bir felaket olmuştur.
  15. Talebelerin, mühim bir yabancı lisanı, zahmetsiz bir şekilde okuyacak kadar bilmeleri gerekir. Kendilerine gösterilen eserleri okuyamayacak olduktan sonra, bir profesörün bir konu hakkında yazılmış eser listesini vermesi neye yarar? Bugün her yerde yükseköğretim, hiç olmazsa bir, mümkünse iki yabancı lisanı bilmeyi gerektirmektedir (s.42).
  16. Birinci sene lisan öğretilmelidir (s.46).
  17. Türkçe eser yazmak için sistematik bir şey yoktur. Kitap yazan veya çeviri yapan hocalara ücret verilmelidir. Hangi konuda kitap yazılacağını düzenleyen herhangi bir plan yoktur. Bu iş rastgele ve isteğe kalmıştır; bu şekilde devam edilirse çok önemli bir eserin tercüme edilmesi yahut kendileri için önemli bir konunun yayınlanması için talebeler on yahut yirmi sene bekleyeceklerdir (s.48-49).
  18. Kütüphanelerin açık bulundukları saatler yeterli değildir. Harice kitap verilmelidir. Talebelerin evlerinde kitap yoktur (s.51).
  19. Profesörler birer konferansçı gibi kabul edilemezler. Bir profesör hayat ve hareket veren bir adam, bir danışman, bir rehber olmalıdır (s.53).
  20. Pratik dersler eğitimin en az üçte birini kapsamalıdır (s.55).
  21. Talebe seminerler vermeli, kendisi hazırlamalıdır (s.57-58).
  22. İmtihan usulleri değiştirmelidir (s.61).
  23. Müderris (profesör) olabilmek için 15.maddeye 15 sene muallim (doçent) olmuş bulunmak lazımdır. Bundan başka 12. maddeye göre muallim olmak için 30 yaşını bitirmiş olmak gerekir. Bu suretle müderris olabilmek için en uygun şartlarda bile 46 yaşını beklemek gerekmektedir.2
  24. Talebenin hayatı düzenlenmeli, her sene başında talebe, emine (rektöre) takdim edilmelidir (s.86).
  25. Darülfünun, kongreler düzenlemeli, tatil dersleri olmalı; Darülfünun mecmuası çıkarılmalıdır (s.90-91).
  26. Genel Görüş

Sonuna gelmiş olduğumuz bütün bu raporun amacı, İstanbul Darülfünunu’nun milli kültür ve modern bilim için yüksek bir makam haline getirilebileceğini göstermektir. Son bir defa tekrar ediyorum ki, esas sorun, bilimleri nakil yoluyla değil, yaratıcı düşünceyi ortaya çıkarıcı şekilde düşünmektir. Darülfünun bilimsel düşünceyi yaratmakla sorumludur ve bunun dışında kurtuluş yoktur. Bu zihniyet ise şahsi araştırmalar yapmakla ve öğrenciler tarafından kuvvetli ve istekli bir gayret harcanmasıyla gelişir. Raporumda her şey bu şarta bağlıdır ve bu olmadan gerçek bir Darülfünun, gerçek bir düşünce hareketi yoktur.

Darülfünun meselesi esas itibariyle Türkiye’nin fikri, manevi ve hatta istikbal meselesidir. Eğer bir uygarlık bilimsiz ya da bilimin zıddına olarak gelişme ve yükselme gösterseydi, o zaman Darülfünun’u kapatmak suretiyle bir tasarruf sağlanırdı. Fakat eğer bir uygarlık ancak bilimin gelişmesi oranında ilerlerse, o zaman şüphe yok ki, Darülfünun’un iyi bir medeniyet aleti olması için her şeyi yapmak lazımdır (s.94).

  1. Bazı Notlar: Tercümelerin tez ve vazife olarak artık kabul edilmemesi gerekir (s.95).

 

 

2 Malche bunu yanlış olarak, 15 yıl olarak vermiştir. İstanbul Darülfünunu Talimatnamesi Madde 11’e göre 10 yıldır.

 

Atatürk, Prof. Malche’ın Darülfünun’la ilgili raporunu dikkatle incelemiş ve defterinin sağ üst köşesine “59/60” ibaresi ve “Mühim” notu atmış, daha sonra “not” kelimesini yazıp çeşitli notlar almıştır. Bunlardan bazılar:

“1-Talebe; İngilizce, Almanca, İtalyanca veya Fransızca gibi en az bir yabancı lisan bilmelidir, okuyup anlamak.

2-Bilimsel özgürlük korunmalı. Fakat idare ve eğitim yapanların tayininde ve program düzenlenmesinde müdahale.

3-Kafi para vermiştir.

4-Müd. (88) + Mu (44) + Md. Mu. (36) + As. (42) = 240 Çok

5-Memurlar, müstahdemler adedi çoktur. Bu vazifeler muhtaç talebeye

6-Kıymetsiz talebenin ilk sene cesareti kırılmalıdır.

7-Rektörün en önemli vazifesi, ilmi meselelere taalluk eder, idari işler için bir memur lazım.

8-Is. D. (İstanbul Darülfünunu), kendisini şuurlu bir şekilde belirli bir noktaya sevk eden, ilmi ve fikri bir hızdan nasibdar değildir.”

3)Darülfünun’un Kapatılması ve Üniversitenin Kurulması

Atatürk, Prof. Malche’ın raporunu inceledikten sonra sadece Darülfünun Reformuyla bu işin olmayacağını tüm Türkiye’de bir  eğitim ve reformu yapılması gerektiğini ve bunu ancak yine bizim, yani kendimizin başarabileceğini söylemiştir.

Sonuçta, alınacak önlemlerle yen bir üniversite kurulmasına karar verilmiştir.
Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip’in çalışmaları sonucu 31 Mayıs 1933’te çıkarılan 2252 sayılı yasayla Darülfünun kapatılarak yerine İstanbul Üniversitesi kurulması kararlaştırılmıştır. Ancak üniversitenin özerkliği kaldırılmış yeni üniversite Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmıştır.

İstanbul Üniversitesinin Kurulması hakkında;

 Madde 1– İstanbul Darülfünunu ve ona bağlı bütün müesseseler kadro ve teşkilatlarıyla beraber 31 Temmuz 1933 tarihinden itibaren kaldırılmıştır.

Madde 2- Maarif Vekilliği 1 Ağustos 1933 tarihinden itibaren İstanbul’da İstanbul Üniversitesi adıyla yeni bir müessese kurmaya memurdur. Maarif Vekâleti bu üniversitenin teşkilatına ait kanun layihasının en geç 1 Nisan 1934 tarihine kadar Büyük Millet Meclisine tevdi eyler.

Madde 6- Darülfünun kadrosuna dâhil olanlardan kurulacak üniversitenin muvakkat kadrosuna alınacak müderris ve muallimler ile bunların muavinleri ve asistanlar 1931 senesi Darülfünun bütçe kanununun 10 uncu maddesine göre Darülfünuna verilmekte olan maaşlarını alırlar.

Madde 7- Maarif Vekilliği İstanbul Üniversitesinde bir telif tercüme heyeti kurmağa yetkilidir.

Madde 12- İstanbul Darülfünunu ile ona bağlı müesseselere ait bütün kanunlar ve hükümler 31 Temmuz 1933 tarihinden itibaren kaldırılmıştır.

Madde 13- Bu kanun 1 Haziran 1933 tarihinde yürürlüğe girer. Bu kanunu Bakanlar Kurulu yürütür.

Kaynakça

Özata, M.(2007). Atatürk Bilim ve Üniversite, İstanbul, Tübitak Yayınları

Koçer, H. A.(1974). Türkiyede Modern Eğitimin Doğuşu ve Gelişimi, İstanbul,  MEB Yayınları

Akyüz, Y. (1982). Türk Eğitim Tarihi. Ankara, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Yayınları,

Paylaş:

Yorum Yap

Sizin tepkiniz nedir?

Komik Komik
0
Komik
Muhteşem Muhteşem
3
Muhteşem
Acıklı Acıklı
0
Acıklı
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Korkunç Korkunç
1
Korkunç
Şoke Şoke
2
Şoke
Can Birkan