Atatürk’ün Çoğu Kişi Tarafından Bilinmeyen 5 Anısı

7 min


Mustafa Kemal Atatürk’ün en yakınındaki isimlerden Hacı Tevfik’in torunu, kütüphanecisi
ve özel kalemi Nuri Bey’in oğlu Mustafa Kemal Ulusu’nun anektodlarından yararlanılarak
hazırlanmış bir içeriktir.

1. Kurtuluş Mücadelesi Şişli’deki Pembe Ev’de Planladı

Kurtuluş mücadelesine başlayacağı 3 Kasım 1918 günü Üsküdar’dan kayığa binen önder,
o gün ‘Düşmanlar geldikleri gibi gidecekler’ demişti.

Bir tevafuk eseri Mustafa Kemal’in İstanbul’a geldiği gün boğaza demirleyen İngiliz,
Fransız, Yunan ve İtalyan kuvvetlerinden oluşan 54 parçalık donanma 3 senelik zaman
zarfında geldikleri gibi gitmek zorunda kalmışlardı.

3 Kasım 1918’den 16 Mayıs 1919’a kadar geçen 6 aylık süreçte “Şişli’deki Pembe Ev”
de kaldı. İlkin ülkenin çok da parlak görünmeyen geleceğini İstanbul’da birtakım
kurtuluş çareleri araştırarak geçirdi.

Buradan sık sık yürüyerek Süleymaniye’de İsmet Bey’in (İnönü) konağına gelip silah
arkadaşlarıyla ülkenin geleceğine dair planları konuşuyordu.

2. Bursa Sokağı’nda Madam Corinne’nin Evi

Milli Mücadele’yi hazırladığı bir başka mekân da Beyoğlu’nda Bursa Sokağı’nda Madam
Corinne’in evi. Cenova doğumlu İtalyan Madam Corinne, Beyoğlu Bursa Sokak’ta bugünkü
Sadri Alışık Sokak’taki 4 katlı 36 numaralı konağını kulüp haline getirmişti.

Burada Corinne piyano çalar Namık Kemal’in torunu Cezmi kemanıyla ona eşlik ederdi.
Selim Sırrı (Tarcan), Abdülhak Hamit Tarhan ve eşi Lüsien de bu kulübe devam eden
entelektüeller arasındaydı.

Corinne ve Mustafa Kemal 1916’ya kadar Fransızca olarak mektuplaşmıştı. Corinne
çoğu zaman Mustafa Kemal’in imla hatalarını da düzeltirdi. Mustafa Kemal henüz
İstanbul’dayken evi İngilizler tarafından basılmış ve duvarda asılı Mustafa
Kemal’in resmini indirmişlerdi.

Madam Corinne, Mustafa Kemal Anadolu’ya geçtikten sonra sürekli tahkikata maruz
kaldığından İtalya’ya kaçmak zorunda kalmıştı.

Atatürk’le mektuplaşmaları uzun yıllar sürdü. Bu mektuplar, Cumhuriyet Kitaplığı’nda
kitap olarak da basıldığı gibi 21 Kasım 1954-6 Aralık 1954 yılları arasında Milliyet
Gazetesi’nde tefrika olarak yayınlandı.

3. En Güzel Anılar Florya Köşkü’nde

Atatürk Florya’da manevi kızı Ülkü ile vakit geçirmeyi çok severdi. Ülkü Adatepe’nin
yeri çok ayrıydı. Florya’da Ülkü’yle denize girer, kumsalda vakit geçirirdi.

Bu evde odasına en yakın oda da yine Ülkü’nün odasıydı. Her türlü çocukluk kaprisini
sevgiyle karşıladığı Ülkü bir gün Dolmabahçe Sarayı’nda Atatürk’ün siyah ayakkabılarını
kahverengine boyamış bunu yaparken de yakalanmıştı.

Atatürk “Boyamayı sevdiğine göre artık sana boya kalemleri alalım bundan sonra resimleri
boyarsın” demişti. O günden sonra minik Ülkü boya kalemleriyle resim yapmaya devam
etmişti.

4. İstanbul Çok Başkaydı

Atatürk için özel bir kent olan İstanbul en önemli olayların da şahidi oldu. İstanbul’da
bulunduğu sürelerde Atatürk akademisyenlerle görüşmüş… müze açılışları, deniz
manevraları, prens ve prenses kabulleri yapmış, gazetecilere röportajlarını bu kentte
vermişti. Türk-Yunan dostluk görüşmeleri, tarih ve dil konuları üzerinde çalışmaları,
Florya ziyaretleri…

Çok sevdiği halkıyla buluşmaları, Savarona yatında geçen 65 günü ve nihayetinde
Dolmabahçe Sarayı’nın 71 numaralı odasında geçirdiği tedavi evresi ve vefatı dahi
İstanbul’da olmuştu.

5. Atatürk’ün Havacılığa Olan Merakı

Mustafa Kemal Atatürk’ün havacılığa olan merakını herkes bilir.

Atatürk hakkında pek çok şeyi bildiğimizi düşünsek de bilmediğimiz bazı şeyler de var.

Bunlardan birisi de genç yaşlardan itibaren özel istihbarat subayı olarak yetiştirilmesi
ve birçok ülkede istihbarat görevlerinde bulunmasıdır.

Pek çok ülkede istihbarat toplamak için bulunması çok şaşırtmasa da bilmediğimiz bir şey
daha vardır.

Atatürk o ülkelerde en çok havacılıkla alakalı istihbarati bilgi toplamak için bulunmuştur.

Atatürk ve Sultan Vahdettin’in birlikte Almanya’ya bir yolculuk yaptıklarını duymayan
kalmamıştır galiba değil mi?

Fakat hemen bu ziyaretin sonrasında hasta olduğunu söyleyerek Viyana’ya geçen Atatürk’ün,
bu ziyaret için hastalığı bahane ettiğini ve asıl amacının havacılıkla ilgili, askeri
bilim insanlarının karargahlarında, birçok belge ve bilgiyi incelemek olduğunu pek
çoğumuz bilmez.

Atatürk’ün bu edindiği bilgi ve belgelerin ışığında cumhuriyetten sonra çok gizli bir birim
kurduğu iddia edilir. ‘İstikbal göklerdedir!’ söylemi de bu çalışmaların bir nevi
parolasıdır, mottosudur.

Gazi Paşa, Cumhuriyeti ilân ettikten sonra, havacılık sektörüne özel bir ilgi göstermeye
başladı.

Edindiği bilgi ve tecrübeleri, bu alanda kullanmaya gayret gösteriyordu. Türk havacılığının
gelişmesini, güçlendirilmesini sağlamak amacıyla zaman geçirilmeden gerekli girişimleri
başlattı. Bu amaçla, Ankara’nın Hacıbayram semtindeki bir evde, Türk Tayyare Cemiyeti
kurularak (16 Şubat 1925) kurumsal anlamda adımlar atılmaya başlandı.

Konu ile alakalı şu notu da burada paylaşmakta fayda var:

“Devlet Hava Yolları’nın 1953-1954 yıllarında Genel Müdürü olan, Afyon Milletvekili Rıza
Çerçel, ‘Atatürk ve Hava Yollarımız’ adlı yazısında bir anısından söz eder: Atatürk,
bir yaz gününde Devlet Hava Yolları, Ankara Tayyare Meydanı’nı ziyarete gelmişti.

Ona, alan binası önünde hasır bir koltuk getirmiş; etrafını çevrelemiş; yakın bir
gelecekte yapılacak işleri, alınacak uçakları, kurulacak tesisleri uzun uzun anlatmıştık.
Atatürk sadece dinliyordu.

Bu dinleyişte tunçtan bir heykel sabrı vardı. Nihayet bu mutlu ziyaretin değerli anısını
sonsuzlaştırmak için kendisinden bir imzasını rica etmiştik. Uzatılan defteri ve kalemi
aldı. Düşünüyordu. Gözleri karşıki ıssız tepelerle, bunların çevrelediği alan boşluğunda
bir şeyler arıyor gibiydi, isteksiz bir edâ ile başını önüne eğdi.

Elindeki kalemin, kâğıt üzerine mıhlanmış gibi bir hali vardı. Nihayet kalem işler gibi
oldu ve kâğıt üzerinde Kemal’in baş harfi olan tek bir K harfi belirdi. Fakat hepsi bu
kadardı. Büyük insan atacağı Kemal Atatürk imzasının baş harfi olan K harfini yazdıktan
sonra defteri ve kalemi geri verirken: “Şimdilik bir K harfi yeterlidir. Bana vaad
ettiğiniz işler yapılıp bitirildikten sonra imzamın geri kalan kısmını tamamlarım”
demişlerdi.”

Atatürk’ün söylediği şu

‘’Bana vaad ettiğiniz işler yapılıp bitirildikten sonra imzamın geri kalan kısmını
tamamlarım’’ cümlesi, bu teşkilatın varlığının kanıtı olarak kabul edilir. Özel ve
seçkin subaylardan oluşan bu birim, havacılıkla alakalı her türlü bilgi ve gelişmeyi
takip ediyor ve çalışmalarını sürdürüyordu.

Bu çalışmalar neticesinde, Osmanlıca olarak, askere özel, az sayıda basılmış havacılık
ve gelişmelerle alâkalı – daha sonra birçok nüshası ortadan kaldırılmış- kripto bir
yazılı belgede şunlar yazılıydı:

“İstikbâlde (ilerde) tayyareler öyle ileri gidecek ki, devletlerin ve milletlerin her
hareketlerini gözetleyecek, dev gece görüşü teknikleriyle, şehirler ve milletler gece
dahi gözetlenecekti.”

Geldiğimiz teknolojide bu tanımlanan aracın adı Heron olsa da, o dönem bu ad
kullanılmadığından Anka adı verilmişti.

Bu fotoğraf da, 1922 yılında bir dergide yayınlanan Anka Kuşu, yani Heron.

Anka Kuşu’nun üzerindeki harflere ve sayılara biraz daha yakından bakılacak olursa şu
detaylı göreceksiniz:

Bir yerinde : 10
Bir yerinde : T
Bir yerinde : 001
Bir yerinde : AN
Bir yerinde : KA
Bir yerinde yalnız : K
Bunlar birleştirildiği zaman: ANKA 10 T001 K
metni ortaya çıkıyor.

Kısacası Atatürk’ün o dönemlerde söylediği “Şimdilik bir K harfi yeterlidir. Bana vaad
ettiğiniz işler yapılıp bitirildikten sonra imzamın geri kalan kısmını tamamlarım” sözünde
verilen vaad yerine getirilmiş ve imza da tamamlanmıştır.

Yukarıdaki harf ve sayıların yan yana yazılmasıyla elde edilen ANKA 10 T001 Kemal Atatürk,

Türkiye’nin kendi ürettiği ANKA’nın seri numarası ile aynıdır.

10 T001 Kemal Atatürk.

Ve Atatürk’e verilen söz tutulmuş, proje hayata geçirilmiştir.

1922 yılındaki ANKA’NIN sağ alt köşesindeki imzaya daha yakından bakarsak eğer:

Atatürk’ün kullandığı 1922 yılındaki imza ile aynı olduğunu görebilirsiniz.

 

Paylaş:

Sizin tepkiniz nedir?

Komik Komik
1
Komik
Muhteşem Muhteşem
13
Muhteşem
Acıklı Acıklı
13
Acıklı
Kızgın Kızgın
1
Kızgın
Korkunç Korkunç
1
Korkunç
Şoke Şoke
9
Şoke
Goktug Efil

Aldanmak yaptığımız her işte şaşmaz yazgısı hepimizin, her sabah parlak işler tasarlar gün boyunca budalalık ederim.